1. SEZON · 04 / 12

ATEŞ

Ateşe yaklaş, ey insan.

Fakat onu sahibin sanma.

Ateş senden önce vardı.

Yıldırım düştü, orman yandı.

Toprak karardı.
Gece aydınlandı.

Sen ateşi gördün ve ona yaklaşmayı öğrendin.

Soğuğu kovdun.
Yemeğini pişirdin.
Madenini erittin.
Silahını dövdün.

Ateş sana güç verdi.
Sen de gücün arttıkça kendini büyüttün.

Bir kıvılcım yetmedi.
Daha büyük ateş istedin.

Daha sıcak.
Daha hızlı.
Daha güçlü.
Ateşi elinde tuttukça
dünyayı da elinde tutabileceğini sandın.

Dağları yardın.
Nehirleri çevirdin.
Ormanları kestin.
Geceyi gündüze çevirdin.

Sonra kendi ateşinin ışığında kayboldun.

Çünkü ateşin huyu değişmedi.

O hâlâ yakar.

Sen yalnızca yanacağı şeyi çoğalttın.

Bir zamanlar seni ısıtan ateş,
şimdi göğü dumanla örtebiliyor.
Bir zamanlar karanlığı dağıtan ışık,
şimdi gecenin kendisini unutturuyor.
Bir zamanlar elindeki araç olan güç,
şimdi seni kendisine hizmet ettiriyor.

Öyleyse söyle:
Ateşi mi yönetiyorsun,
yoksa ateş seni mi yönetiyor?

Güç kazandığında daha özgür olduğunu sandın.
Oysa her güç bir sorumluluk doğurur.

Bir elinde ateş varsa
öteki elinde onu söndürme iradesi de olmalıdır.
Yoksa elindeki ateş
sana ışık değil, küller bırakır.

Unutma:

Ateş düşman değildir.
Ateş dost da değildir.
Ateş, elindeki gücün kendisidir.

Onu nasıl kullandığın
kim olduğunu gösterir.

Ve insanın gücü arttıkça sınavı da büyür.

Çünkü ateşi taşıyan el,
önce kendi gölgesini yakar.