1. SEZON · 06 / 12
GÜRÜLTÜ
Şehir sustuğu zaman korktun. Çünkü sessizlikte kendini duyuyordun. Bu yüzden bir ses aradın. Önce çarşıların sesini, sonra makinelerin sesini, sonra yolların sesini getirdin hayatına. Yetmedi. Ekranları açtın. Bir ses daha. Bir görüntü daha. Bir haber daha. Bir söz daha. Bir insan daha. Bir gece daha. Ve sonunda sessiz kalacak hiçbir yer bırakmadın. Sabah uyandığında dünya seninle konuşuyordu. Gece uyuduğunda dünya yine konuşuyordu. Fakat bütün bu seslerin arasında bir sesi gittikçe daha az duydun: Kendi sesini. Her şey sana ne düşüneceğini söyledi. Her şey sana ne isteyeceğini söyledi. Her şey sana neyden korkacağını, neyi seveceğini, neyi satın alacağını, neyi küçümseyeceğini söyledi. Sen dinledin. Sonra tekrar dinledin. Ve bir gün kendi düşüncen ile sana söylenen düşünceyi ayıramaz oldun. Gürültü yalnızca kulaklarında değildi artık. Gürültü zihnine yerleşmişti. Sessizlikten korkar oldun. Çünkü sessizlikte sana ait olmayan sesler susuyordu. Ve sen ilk kez kendinle baş başa kalıyordun. Ey insan, Hatırla: Bozkırda gece uzun sürerdi. Rüzgâr geçerdi. Ateş yanardı. Atlar soluk alırdı. Sonra her şey susardı. İnsan o sessizlikte göğe bakardı. Çünkü sessizlik boşluk değildir. Sessizlik, duyabilmenin şartıdır. Gök ancak sustuğunda dinlenir. Su ancak sustuğunda kendini duyurur. Toprak bağırmaz. Dağ konuşmaz. Fakat bütün bunlar insandan daha eski bir dille orada durur. Sen ise onların sesini duyamayacak kadar kendi sesini çoğalttın. Her yere gittin. Her şeyi gördün. Herkesten haberdar oldun. Fakat kendine daha az yaklaştın. Şimdi bir an dur. Elindeki şeyi bırak. Ekranı kapat. Sesi kes. Başını kaldırma. Başını eğ. Nefesini dinle. Kalbinin sesini dinle. Ayağının bastığı yeri dinle. Sonra hiçbir şey yapmadan bekle. Belki o zaman anlarsın: Dünyanın sana söyleyecek bir sözü hep vardı. Sen yalnızca çok gürültü yaptın. Ve insanın unutmaya başladığı ilk şeylerden biri şuydu: Kutsal olan her zaman yüksek sesle konuşmaz.